17 Ağustos'u Unutmadık, Unutayacağız!
 
  17 Ağustos'u Unutmadık, Unutayacağız!   

Tam 13 yıl önce, depremin ertesi günü (18 Ağustos 99) Milliyet gazetesi yazarlarından Hasan Pulur'un yazısını paylaşıyoruz ve görüyoruz ki, hala aynı yerdeyiz.

Hasan Pulur'un yazısı:

 

DEPREM

Türkiye'de, deprem olunca neler olur? Önce herkes, tanıdık, tanımadık, birbirine geçmiş olsun der, ölenlere Allah'tan rahmet, kalanlara sabır dilenir.

Başta Cumhurbaşkanı, Başbakan ve bakanlar, derhal deprem bölgesine - resmi deyimle - intikal ederler, depremzede halkın arasına karışırlar, "devlet herkesin yarasını saracaktır" nutukları atarak tepkileri yatıştırmaya çalışırlar...

  * * *

Bu arada bilenin az, bilmeyenin çok olduğu enkaz kaldırma ve kurtarma çalışmaları başlar..

Kağıt üzerine kurulu kurtarma ekipleri, deprem bölgesine varıncaya kadar, çevre halkının başladığı -gerçek fedakarlık, bilgisizliğin yerini alamayacağı için - kurtarma çalışmalarında her kafadan bir ses çıkar:

"Sen oradan tut!"

"Sen buradan yakala!"

"Şu betonu kaldır!"

"Hayır, hayır kaldırma yaralının üzerine yıkılır!"

"Bak şuradan bir ses geliyor!"

"Orada kimse yok, sana öyle gelmiş!"

"Yahu devlet yok mu, polis yok mu, itfaiye yok mu?"

* * * 

Devlet de vardır, polis de vardır, itfaiye de vardır, ama organizasyon yoktur.

Herkes, en iyi niyetiyle "İnsanlık ölmedi!" diyerek kurtarmaya koşmakta, fakat bir kargaşadır gitmektedir.

Bu arada laf üretme fabrikaları, hayallerini çalıştırmakta, iki katlı bir evin altında 500 insanın yattığını yaymaktadırlar.

Nihayet yerli ve yabancı kurtarma ekipleri gelir, ama her kafadan bir ses, her ağızdan bir hedef çıktığı için, onlar da ilk anda şaşırabilirler.

Hele askerliğini istihkam bölüğünde yapmış olanlarla, belediyede gecekondu yıkımı işinde çalışanların ürettikleri teoriler, verdikleri akıllar, "Ben söylemiştim!" diye sattıkları ukalalıkların haddi hesabı yoktur.

Bu arada gazete ve televizyonlar deprem haberlerini verirken, sorumluyu da ararlar.

* * * 

Deprem vardır ama, sorumlu yoktur.

Eğer kırk yılda bir, devede kulak bir suçlu bulunmuşsa, o da çoktan cezasını çekip, tekrar müteahhitliğe başlamıştır.

Bu arada bilim adamları, meslek kuruluşları adına demeçler verilmekte, başta belediyeler suçlanmaktadır.

Oysa suçlananların bir kısmı, kendilerindendir, yıkılan binaların projelerinde ve fenni denetimlerinde onların imzası, onayı vardır.

* * *

Ve depremden birkaç gün sonra , insanı insanlığından utandıran değişmez oyun sahneye konur:

"Deprem bölgesine gönderilen yardımlar, çalındı ve satıldı."

* * *  

HAA, bu arada ünlü televizyoncumuz muhtemeldir ki, yıkılan bir evin enkazı arasında, sıkışıp kalmış, bir depremzedeye, televizyon tarihinin en anlamlı sorusunu sormakta, ya da güldürmektedir:

"Sayın Ahmey Bey, enkaz altında kalıp, can çekişmek nasıl bir duygu?"

* * * 

Dikkat, Dikkat!

Bu yazı yetmiş yıla yaklaşan bir deneyim ve "Biz bize benzeriz!" ilkesine sığınılarak yazılmıştır.

Hoşgörüle!

Hasan Pulur.

Milliyet (18.08.1999)

 

 




Okunma :1678